<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501</id><updated>2011-04-22T03:33:46.894+03:00</updated><title type='text'>cerence</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>13</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-116181035437205253</id><published>2006-10-26T00:05:00.000+03:00</published><updated>2006-10-26T00:05:54.593+03:00</updated><title type='text'>KÜTÜPHANE RAFLARI</title><content type='html'>Genel anlamda baktığımızda ,toplum olarak kitap okuma rakamlarımızın , hiç de iç açıcı olmadığını söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son aldığımız kıyafet,ev eşyası sorulduğunda çoğu zaman tereddütsüz verdiğimiz cevabın yanında,en son okuduğumuz,ya da aldığımız kitap ismi sorulduğunda anlık da olsa tereddüt gösterebiliyoruz.Hatta bu susuş ,cevabı olmayan ,asılı kalan bir soruya dönüşebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızda, kitap okumamızın sekteye uğradığı zamanlar olmuyor değil.En azından kendi adıma konuşursam bu rakamın ayda 1 (Bir ) 'e düştüğü zamanlar sözkonusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstedim ki bundan sonra okuduğum kitapların hepsini ya da bir kısmını burada paylaşmaya çalışayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki aynı şekilde ,okuyacağı kitapları paylaşan arkadaşlar olursa,burası ,fırsat bulup uğrama imkanı olan kişiler için ,kitaplar hakkında az da olsa tanıtım bilgilerine sahip oldukları ,istifade edibilecekleri küçük bir kütüphaneye dönüşebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzninizle ben,bugün bitirdiğim kitabı tanıtarak, kütüphanenin rafına ilk kitabı bırakayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuma listeme çok önce aldığım ,fakat ancak temin edip okuduğum bir kitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın İsmi :"Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek"&lt;br /&gt;" Yazarı :İlber Ortaylı&lt;br /&gt;Yayınevi :Timaş Yayınları&lt;br /&gt;Basım Tarihi :Ocak 2006&lt;br /&gt;Sayfa Sayısı :189&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın okuduğum ilk kitabı .Daha önce okullarda okuduğumuz Tarih derslerini saymazsak,Osmanlı Tarihi ile ilgili roman tarzında yazılmış,Reha Çamuroğlu'nun "Son Yeniçeri" ile Ann Camberlin 'in Safiye Sultan (1,2,3-),Edauard Sablier'in(İsmini yanlış yazmamışımdır umarım) Nur Banu,Cem Sultan isimli çevirilerini okumuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlber Bey'in kitabı ise, ne tarih derslerinde okuduğumuz anlamda sadece kuru bilgi içeren ne de, roman örgüsü içinde ele alınmış bir kitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar kitabın önsözünde kitapla ilgili şunları yazıyor;"Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek,Osmalı ekseninde yaptığım birtakım konuşmalarımın kitap haline getirilme projesidir.Bunlar çeşitli iletişim araçlarındaki yaptığım konuşmalardır.Bir nevi umumi konferans mahiyetindeki Osmanlı üzerine yorumlamalardır......"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın arka kapağında ise yayınevinin şu satırları yer alıyor,"Geçmişten geleceğe,tarihi gelişmelere ışık tutarken,tarihin bıraktığı izleri irdeleyen İlber Ortaylı bu sefer okuru,Osmalı'yı,padişahları,sarayları,yönetim şekli,semtleri ve abidevi eserleriyle kısaca kendine özgü kimliğiyle yeniden keşfetmeye davet ediyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap hakkında önsöz ve son sözler bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradaki yazılanlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları , beğeniyle okuyacağınıza inandığım 189 sayfadan öğrenebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-116181035437205253?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/116181035437205253/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=116181035437205253' title='26 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116181035437205253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116181035437205253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/ktphane-raflari.html' title='KÜTÜPHANE RAFLARI'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>26</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-116146065930192157</id><published>2006-10-21T22:33:00.000+03:00</published><updated>2006-10-21T22:57:39.503+03:00</updated><title type='text'>BAYRAM MESAJI</title><content type='html'>Bayram denildiğinde zihnimde canlanan hep"mutluluğun resmi "olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Dargınların barıştığı,ihtiyaç sahiplerinin biraz olsun ihtiyaçlarının  giderildiği,belki aylardır görmediği çocuklarını bayram vesilesiyle gören anne-babanın gözlerinde parıltı gelir aklıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Konfüçyüs,mutluluk için" Pek çokları ,mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar,bazıları da daha alçakta.Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır." demiş.Bu bayramda,boyumuzun hizasını görmeyi deneyebiliriz değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              Mutlulukla beraber" sevgi " canlanır zihnimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Mihail Nuayme,"Mirdâd" isimli kitabında sevgiden söz ederken şöyle diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         "Sevgide 'daha çok' veya 'daha az' kavramı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           Sevgide ,'şimdi','o zaman' veya 'burada','orada'kelimeleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           'Sevgi kördür'diyorsunuz.Bununla da sevgilide hiçbir kusur görmez demek istiyorsunuz.Aslında körlük de, görme derecelerinin en üst noktasıdır.Keşke hiçbir şeyde ayıp göremeyecek kadar kör olsaydınız."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              Hayatımızda sevmeye değer şeyler olduğu müddetçe,bunu gördüğümüz,hissettiğimiz ,hissettirdiğimiz ölçüde, mutluluğu yakalama şansına sahibiz  diye düşünüyorum.Gözümüz ,başkalarının kusurlarını,ayıplarını ,göremeyecek kadar kör olursa,bizim da hatalarımızı görmeyecek gözler bulunur belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Bu bayramda,affetmenin erdem olduğu bilinciyle,varsa eğer dargınlıklarımız inşallah son bulsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Maddi hediye olmak zorunda değil,karşımızdakine güzel iki çift sözümüz,olmadı,tebessümümüz  , vereceğimiz en anlamlı hediyemiz olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Bayramınız kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Not:Ececiğim,neredesin,hangi şartlardasın bilmiyorum canım.Ama bildiğim tek şey,sevginin ,uzak,yakın mesafe tanımadığı ve senin sevgini ,yüreğimin bir köşesinde hep taşıyacak olduğum.Senin de bayramın kutlu olsun bitanem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-116146065930192157?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/116146065930192157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=116146065930192157' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116146065930192157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116146065930192157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/bayram-mesaji.html' title='BAYRAM MESAJI'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-116128556770405323</id><published>2006-10-19T21:58:00.000+03:00</published><updated>2006-10-19T22:19:28.050+03:00</updated><title type='text'>FARKLILIKLARIMIZA RAĞMEN"ÖTEKİ"LERLE HAYATI PAYLAŞMAK</title><content type='html'>Kendimizden farklı olan herkesin,herşeyin adıdır"öteki".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanç konusunda bizden faklı bir inanışı varsa,kendimize göre "öteki"dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata farklı bir pencereden bakıyor ve hayatı bu şekilde anlamlandırıyorsa"öteki" sınıfındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişilerin hiç bir şeçim şansı olmadığı halde,farklı bir etnik kökene mensup olmak bile,"öteki" olmanıza yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta aynı inancı paylaşıyor olsak dahi,bu da bizi,karşımızdakine göre "öteki "olarak sınıflandırılmaktan kurtaramaz çoğu zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta hep birilerine göre "öteki" sinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklılık konusunda ,bize ister uzak mesafede olsun,ister yakın.Hepimiz çoğu zaman,aynı havayı teneffüs ettiğimiz,aynı coğrafyada yaşadığımız,aynı kültürün birer parçası olduğumuz kişilerle ,hayatı paylaşmak zorunda olduğumuz gerçeğini gözardı ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bahsettiğim,sevmek zorunda kalmak,ya da, karşı olsak dahi"öteki"ni onaylıyor gibi görünüp takiyye yapmak,hem kendimizi hem de karşımızdakini kandırmak asla değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurgulamak istediğim,kendimize tanıdığımız ya da tanınmasını istediğimiz yaşam hakkının ,özgürlük hakkının,"öteki" sözkonusu olduğunda ,sergilediğimiz cimrice tavır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz toplumu düşündüğümde,son yıllarda yaşanan gerek başörtüsüyle ilgili,gerek etnik kökenle,gerekse aynı dine inanan kişilerin ,kendi aralarında dine farklı bakışlarından kaynaklanan sorunlarla ilgili tartışmaların kaynağının "tahammülsüzlük "olduğu düşüncesindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı farklılıklarımıza rağmen paylaşmanın ,nasıllığından önce ,böyle bir isteğin olup olmamasının geldiğini biliyorum. Çocuklarımıza, belki torunlarımıza daha iyi şartlarda bir dünya bırakmak adına yola çıkan herkesin ,bunda mutabık olması gerektiğine inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu inançla,bu tür bir anlayışın yerleşmesinin nasıllığı ya da metodu konusunda kesin çözüm içeren formüller bulmak,bunların herkes tarafından kabul edilmesini beklemek çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Belki ,hayatı paylaşmaya ilk adım olarak herbirimiz" tahammül "sınırlarımızı gözden geçirip,içinde bulunduğumuz hayatta ,en az kendimiz kadar hak sahibi olan başkalarının  da olduğu gerçeğiyle başlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Sonrasında,kendi inandığımız değerlerin ve bunların yaşama  akseden  yönlerinin  "doğru" olduğunu ama,"en doğru" olmayabileceği gerçeğiyle devam edebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bugün Ramazan Ayı'nın son 10 gün içerisinde aranması tavsiye edilen,27.gecesinde ise olması kuvvetle muhtemel bulunan Kadir Gecesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bu gece,bizden farklı düşünen insanlarla hayatı paylaşmaya ,en azından "niyet "etmek için anlamlı bir gece olamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Son olarak....Mutlaka bu gecede herbirimiz, kendimiz,yakınlarımız ,benzer düşündüğümüz kişiler için dua ederiz.Bir değişiklik yapalım ve,farklılıklarımıza rağmen "öteki" olarak niteleyebileceğimiz herkes ,ama herkes için de dua edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Umulur ki ,ortak bir noktada birleşilir,bu birliktelik yaşadığımız hayata ciddi ölçüde daha bir anlam katar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-116128556770405323?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/116128556770405323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=116128556770405323' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116128556770405323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116128556770405323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/farkliliklarimiza-ramentekilerle.html' title='FARKLILIKLARIMIZA RAĞMEN&quot;ÖTEKİ&quot;LERLE HAYATI PAYLAŞMAK'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-116094585675806369</id><published>2006-10-15T23:51:00.000+03:00</published><updated>2006-10-16T00:23:24.430+03:00</updated><title type='text'>BENİM DERDİM:DİL YÂRESİ(*)</title><content type='html'>Duygularımızı, düşüncelerimizi,sevinçlerimizi,kederlerimizi,hayallerimizi kısaca bizleri biz yapan bütün değerlerimizin en güzel ifade aracı “dil”dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bakarsınız dil,sevdasını ,maşukuna anlattığı şiir olur aşıkın ağzında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğini uyutan annede, ninni,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnandığı değerleri anlatan kişinin ağzında , bilgi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birikimini ,dil yoluyla ulaştırır yazar,okuyucusuna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatılmak istenen düşünceler,ifade edilmek istenen meram, kelimelere döküldüğünde,hata payı barındırması kuvvetle muhtemeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü söz ağızdan çıktığında , muhatabında anında vücut bulur.Ağızdan bir defa çıkar söz ve bundan sonra söylenecek hiçbir söz,bir öncekinin aynısı olmaz.Hatta aynı kelimelerle ifade edilse bile,ses tonu,mimikler,söze daha bir anlam katan bakışlar aynı olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle,etkisini anında gösteren konuşma ya da yazı dilinde ,kişiler ifadelerini seçerken azami dikkat sarfetmeliler diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemin , küçüklüğümüzde bir şey kırdığımızda bana ve kardeşlerime, benim de şu anda kendi çocuklarıma söylediğim bir sözü vardır.”Kırılan her şeyin telafisi olur.Ya yenisi alınır ya da tamir edilir.Ancak siz asıl karşınızdaki kişinin kalbini kırmaktan sakının.Çünkü kırılan kalp yerine gelmez,tamir edilse de izi kalır”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bediüzzaman konuştuklarımızın mahiyetiyle ilgili “Söylediğin doğru olmalı,ama her doğruyu söylemek doğru değildir.Söylediğin hak olmalı ama her hakkı söylemek senin hakkın olmayabilir” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söze göre sorun, söylediklerimizin yanlışlığında değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru olsalar bile ,bazen karşımızdaki kişilerin bu doğruyu kaldıracak özellikte olmayabilecekleri gerçeği.Ya da o anda hakkı söyleyenin , bunu dile getirmeye hakkı olmayışı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Bediüzzaman’ın bu sözleri,söyleyenden çok,dinleyen kişiyi düşünerek ifade edilmiş gibi geliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıdaki kişi gerek düşünce ,gerekse duydu olarak ,sizinle aynı frekansı yakalayamadıysa,doğruları duymaya hazır değilse ,söylenecek sözler bir şeyleri yapmaya değil,yıkmaya neden olacaktır.Hatta çoğu zaman üslubumuz,söylediğimiz doğrulara gölge düşürebilir.Bu durumda ..Varsın doğrular söylenmek için biraz daha beklesin.Ya da başka ağızlarda dillensin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kelimenin tadını alarak konuşanlarla,kelimenin tadını alarak dinleyenler sözü yere düşürmeden gönülde ve kulakta zaptededursun.Sözü kılıç gibi kuşanmayı bilmeyenler,hangi kulakları yaralamaya devam edecektir.Ahmet İbşihi’nin makamıdır yerimiz,hani der ya Ahmet İbşihi”Söz söylemeyi öğrenmek,kılıç kullanmayı öğrenmekten zordur.”Bilmez miyiz,”Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı”dilimizden düşmez.Fakat yine de savaşı kesen,kelimelerden çok,başı kestirenlere aşinayızdır…” diyor Fatma K. Barbarosoğlu.(Sözün ve Sükutun Renkleri sf:14)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerimiz belki ne savaşa son verecek kadar etkili,ne de baş kestirecek kadar yetkili olmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama en azından meramımızı anlatırken, ağzımızdan çıkacak tek kelimenin bile bir gönül'ü yıkacak, ya da gönül alacak konumda olabileceği gerçeğini gözardı etmemeliyiz diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette öncelikle önemli olan ,karşımızdaki kişinin duygularının,düşüncelerinin,en önemlisi kalp yâresinin bizi ilgilendirip ilgilendirmediği. Biliyorum herkes bu konuda ,benimle aynı düşünmeyebilir.Ayrıca  aynı düşünmelerini istemek ya da beklemek haksızlık da olabilir.Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Ancak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi açımdan muhatabımın ruh hali beni ilgilendiriyor.Çünkü eğer bir yâre varsa ve özellikle buna ben neden olduysam,söyleyeceklerimin ,anlatacaklarımın hakikat noktasında doğru bile olsalar ,ulaşmasını istediğim menzile  asla ulaşamayacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl…Benim derdim:dil yâresi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Başlık, Dücane Cündioğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yer alan 10.09.2006 tarihli köşe yazısından alıntı yapılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-116094585675806369?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/116094585675806369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=116094585675806369' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116094585675806369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116094585675806369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/benim-derdimdil-yresi.html' title='BENİM DERDİM:DİL YÂRESİ(*)'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-116057217353719346</id><published>2006-10-11T15:53:00.000+03:00</published><updated>2006-10-11T16:09:33.863+03:00</updated><title type='text'>KIR ÇİÇEKLERİ</title><content type='html'>Mükemmeli arayan insanoğlu,çoğu zaman hep aynı hataya düşer.Mükemmele ulaşma sevdası , elindeki güzelliklerin kıymetini görmesine engel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Aşağıdaki alıntı yazı ,hayatımızda aslında yanıbaşımızda olan güzellikleri görmemiz için ,biraz olsun yardımcı olabilir belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                   KIR ÇİÇEKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Kır Çiçekleri, Gül için dikenine katlanabileceklerini söyleyenlerdir, kır çiçeklerini göremeyecek kadar güle bağlanmış olanlar 'Gül' derler, başka bir şey demezler üstüne...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Ömürleri güllere ulaşmak için tükenirken, ehemmiyet vermezler, ayak altında kalan, gül kadar narin, gül kadar güzel ama güzelliği fark edilmeyen kır çiçeklerine. Mutlu olma sevdasına düşmüşlerdir kendilerince. Mutlu olmak için zorluklara katlandıklarını bile söyleyebilirler. Onlar için güzel bellidir artık. Takvim yaprakları birer birer düşerken, kimi zaman yol katedemediklerine üzülürler. Oysa güzellikler yanıbaşlarındadır her zaman, ama onlar her zaman güzellikleri uzakta aramak sevdasındadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Uzaktaki kıymetlidir; zorluklarla elde edilen değerlidir; aradığında elinin altında olmayan güzeldir, derler Yanıldıkları tek nokta var: Onlar hep uzaklara bakarken, birileri katlanmıştır, onun güzel bulmadıklarına, birileri kıymet vermiştir kır çiçeklerine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Mutlu olmak için, gelecek bir yarını beklemezler. Ayaklar altında ezilenlere ehemmiyet verip, onlardaki güzelliği fark edip, yarını beklemeden, bugünden mutlu olmaya başlayanlardır onlar. Bir kır çiçeğinin güzelliği onlar için yeterlidir. Gülde gönülleri varsa bile, onlara ulaşmak için ömür tüketmekten korkarlar ve kır çiçeğindeki gül güzelliğini fark ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     İnsan her zaman güzeli ister, güzel hastasıdır. Güzele ulaşmak için ömrünü feda eder. Oysa bir baksa etrafındakilere, mutlak bir güzeli fark edecektir. Ama tek bir düşüncenin kavanozunda kapalı kalmıştır. Güzeli ararken, ezerek geçtiği bir başka güzeli fark edemeyecek kadar kördür artık. Oysa bir çevirse uzakta takılı kalan gözlerini; gönül rahatlığı ile bir taksa farklı güzellikleri de görme gözlüğünü... Hayatına renk verse, kır çiçeklerinden demetlenmiş bir demetle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Hayatını güzellikler yönüne değil de, güzellikleri hayatın yönüne çevirmeye çalışsa... Bir görebilse kır çiçeğinin gül tarafını... Bir görebilse, hayal pınarının çeşmesinin değil de suyunun önemli olduğunu... Yetinse elindeki ile, güzelliğini bulmaya çalışsa elindekinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Sevdiklerini gül demetleriyle mutlu edebilme fikrini atsa kafasından. Bir gün de kır çiçeği toplasa, sunsa sevdiklerine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Hayatını gül arama yolunda feda edeceğine, görse kır çiçeğinin gül yanını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bir fark etse ayaklarının altındakileri, bir ehemmiyet verse kır çiçeklerine. "Sonuçta ikisi de çiçektir. Gül herkesçe güzeldir, kır çiçeği de bence güzeldir." dese.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Uzaklara bakmaktan, güle ulaşmaktan dermansız kalacağına, bu enerjiyle kır çiçeğini sevmeye ve sevdirmeye çalışsa; bu güzelliği sevdikleriyle paylaşsa. Güle ulaşma arzusuyla koşturanlara gösterebilse kır çiçeğinin gül yanını. Anlatabilse gül için ömür tüketmenin boş olduğunu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Gül güzeldir; ama sevgi mevsimi geçtikten sonra, gül için koşmanın bir anlamı kalmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Öyleyse hiç vakit kaybetmeden al eline bir demet kır çiçeğini, onun sana sunduğu mutluluğu görmeye çalış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Çünkü hayat, mükemmeli aramaya yetecek kadar uzun değil .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-116057217353719346?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/116057217353719346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=116057217353719346' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116057217353719346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116057217353719346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/kir-iekleri.html' title='KIR ÇİÇEKLERİ'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-116048681930389876</id><published>2006-10-10T16:26:00.000+03:00</published><updated>2006-10-10T16:27:07.783+03:00</updated><title type='text'>MÜNİP ENGİN NOYAN'DAN BİR YAZI</title><content type='html'>“VE BİLİN Kİ ALLAH’IN RASÛLÜ ARANIZDADIR!”&lt;br /&gt;“Ve bilin ki Allah’ın Rasûlü aranızdadır!”(49 Hucurât 7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“VE BİLİN Kİ ALLAH’IN RASÛLÜ ARANIZDADIR!”(49 Hucurât 7)Korkuyorum...Mubârek Ramazanın adım adım – gıdım gıdım, hoppalası – cuppalası, vıcık vıcık nostaljisi bol bir “panayır muhabbeti”ne dönüştürmeyi başaran zihniyet karşısında, gözüne ışık tutulmuş tavşan yavrusu misali kör, sağır, duyarsız ve eylemsiz kalakalan ve giderek bu hokkabazlığa alışıp, güncel deyişle “uyum sağlayan” ve hatta bizzat kendi onun bir parçası ve uygulayıcısı haline dönüşen şaşkın, bezgin, inancına alabildiğine yabancılaşmış Müslüman kardeşlerimin yürekler acısı, utanç verici hallerine bakarak, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, celle celâluhu, Âlemlere Rahmet olarak gönderdiği Son Rasûlünün, aleyhisssalâtu vesselâm, doğumuyla dünyamızı şereflendirdiği günü anmak ve kutlamak adına gerçekleştirilen “Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri”nin de giderek bir tür “Gözüyaşlı Sevgililer Günü”ne dönüşmesinden korkuyorum!Yapmasından hakikisine kadar her çeşit çiçeğin ticaretini yapanlar, “Kutlu Doğum Haftası” yaklaşırken, 14 Şubat “Sevgililer Günü”nde tükettikleri kırmızı gül stoklarını tazeleyerek, yeni bir satış furyasının tatlı kârını bolca elde etme fırsatını iple çekiyorlar, dört gözle bekliyorlar nicedir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkuyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele geçenlerde icâbet etmek durumunda kaldığım, mesture mü’mine hanımefendiler ile eşleri mestur mü’min beyefendilerin çoğulukta olduğu bir düğünde, alaturka klarnet cayırtısı ve “çıstak” davul gümbürtüsü eşliğinde söylenen “Yetiş yâ Muhammed, yetiş yâ ‘Ali!” nakaratlı şarkıyla, el çırparak, topuk teperek kurtlarını döken gençlerin tüyler ürpertici rakslarına, yüreğim yanarak, ruhum daralarak şahit olup, son anda öfke tuzağına düşmeden terk-i mekân etmeyi başardığımdan beri büsbütün korkuyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkuyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü böylesi bir yozlaşma uç örneğindeki gibi olmasa bile, “Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri”nin hemen hepsinde Hz. Peygamber’i, sallallâhu ‘aleyhi vesellem, gelip bizi kurtarması için, en azından Ümmetinin içinde buluduğu yürekler acısı, utanç verici duruma, tâbir-i âmiyâne ile, el koyması için, manzûmelerle, ilâhîlerle yalvar yakar ve gözyaşları içinde dâvet edip duruyoruz! Hem de hiç korkmadan, utanmadan ve sıkılmadan!…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve soruyorum:“Ya Âlemlerin Rabbi Yüce Allah, celle celâluhu, mubârek Kur’ân’da bildirdiği üzere bu dûamıza icâbet etmeyi irâde buyurur ve Hicrî onbeşinci yüzyılın ilk çeyreğini idrâk etmekte olduğumuz şu günlerde Son Rasûlünü, ‘aleyhissalâtu vesselâm, hakikaten bir kere daha aramıza gönderirse, ne yaparız?” diye düşündünüz mü hiç?Sonra sormaya devam ediyorum, son zamanlarda verdiğim bütün konferanslarda ve bütün sohbetlerimde mü’min Müslüman kardeşlerime:“Ya Âlemlerin Rabbi Yüce Allah, celle celâluhu, mubârek Kur’ân’da bildirdiği üzere bu dûamıza icâbet etmeyi irâde buyurur ve Hicrî onbeşinci yüzyılın ilk çeyreğini idrâk etmekte olduğumuz şu günlerde Son Rasûlünü, ‘aleyhissalâtu vesselâm, hakikaten bir kere daha aramıza gönderecek olsa ve o da, sallallahu ‘aleyhi ve sellem, tıpkı dünya hayatını yaşadığı o günlerdeki gibi çarşıda, pazarda, caddede, sokakta aramızda dolaşsa, o’nu, sallallahu ‘aleyhi ve sellem, görür görmez tanır mısınız?”Önce şaşırıyor dinleyicilerim… Böyle bir soruyu besbelli nicedir duymamışlar, hele kendi kendilerine hiç sormamışlar!Ama ben onları şaşırtmak değil, kelimenin tam mânâsıyla sarsmak istiyorum!“Haydi! Cevap verin! Söyleyin! Sokakta görseniz tanır mısınız o’nu, ‘aleyhissalâtu vesselâm?”Bir an için düşünüyorlar bu bir hayli zorlayıcı ısrarım karşısında… Ne yazık ki pek uzun sürmüyor düşünme gayretleri ve yerini hemen, kolayca, bir bocalama haline terkediyor. Sonra derin bir iç geçirip yarı korku, yarı tevâzu içinde boyunlarını büküyor dinleyicilerim… Dudaklarından neredeyse bir fısıltı halinde dökülüveren cevap ise, tedirgin bir “Hayır…” oluyor genellikle. Pek azı, yalnızca pek azı “Evet!” demeye hazırlanıyor ama, bir ihtimal bu “cür’etkâr”(!) cevapları yüzünden çoğunluk tarafından eleştirilme ve belki de azarlanma korkusu galebe çalıyor – onlar da susup boyun bükmeyi tercih ediyorlar!“Neden susuyorsunuz? Bu ne tedirginlik!” diye sarsmaya devam ediyorum dinleyicilerimi tatlı-sert bir tavırda, “Elbette ki tanırsınız o’nu, sallallahu ‘aleyhi ve sellem! Hemen, görür görmez, daha ilk bakışta tanırsınız! Bundan hiç kuşkunuz olmasın! Siz o’nun, sallallahu ‘aleyhi ve sellem, sevgili ümmeti, o da, sallallahu ‘aleyhi ve sellem, sizin sevgililer sevgilisi peygamberiniz değil mi? Elbette ki hemen tanırsınız o’nu, sallallahu ‘aleyhi ve sellem. Hatta bulunduğunuz yerden on dakika önce geçmiş bile olsa, teninin-terinin o benzersiz letâfetteki kokusundan tanırsınız o’nu, sallallahu ‘aleyhi ve sellem. Bundan hiç kuşkunuz olmasın! Sakın!”Biraz rahatlar gibi oluyorlar. İnce, mahcup bir tebessüm dolanıveriyor dudaklarına; mü’min Müslümanlar olarak nicedir yitirdikleri özgüvenleri, derin, deyim yerindeyse “komasal” uykusundan uyanır gibi oluyor bir an için. Öylesine ölesiye hazır, öylesine ölesiye muhtaçlar ki buna!Ama kardeşleri, fakîr, bu hassas konuda insaf nedir bilmiyor, bilmek istemiyor bir türlü!“Ama mesele bu değil!” diye devam ediyorum sözüme, “Mesele, o, sallallahu ‘aleyhi ve sellem, bizi görür görmez, daha ilk bakışta tanır mı acaba? Evet! Esas mesele bu!”Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, celle celâluhu, mubârek Tevbe suresinin 128. âyet-i kerimesinde:BismillâhirrahmânirrahîmGerçek şu ki, [ey insanlar,] size kendi içinizden bir Rasûl gelmiştir: sizin [öte dünyada] çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan ötürü kendini [zihnen] büyük bir yük altında hisseden; size çok düşkün [ve] müminlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir Rasûl...yüce ifâdesiyle bizlere tanıttığı Muazzez Peygamberimiz, ‘aleyhissalâtu vesselâm, göğsünü gere gere, güzel gözleri parlaya parlaya “İşte bu benim, beni kendine en güzel örnek bilen sevgili ümmetim!” diyebilecek midir, hâl-i pür melâlimizi görünce?O ki, ‘aleyhissalâtu vesselâm, “Ümmetimin yiyemediğini yemem, giyemediğini giymem!” diyendi…O ki, ‘aleyhissalâtu vesselâm, “Kim ki kendini bir kavme benzetir, o kavimden olur!” diye uyarandı…O ki, ‘aleyhissalâtu vesselâm, “Kadınların haklarını gözetin ve bu hususta Allah'tan korkun!” diye tavsiyede bulunandı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkuyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösterişli ve israf kuyusu düğün derneklerimizi, ziyafet sofralarımızı, evlerimizi, “villa”larımızı, yazlıklarımızı, onları, “deli kızın çeyizi” misali tıka basa doldurduğumuz bilumum “çağdaş”(!) mobilyaları, ateş pahası lüks otomobillerimizi, karnı tok-sırtı pek mü’mine hanımların alacalı-bulacalı, şıkırtılı-pıkırtılı sözümona ve inadına görgüsüz, göz kamaştıran “tesettür” kıyafetlerini ve bunların satışa arz edildiği şatafatlı mağazaları, görücüye çıkartıldıkları “maskaralık resm-i geçidi” misali “defile”leri görse, ne der, ne yapar?Ya, değil kendimizi benzetmek, taklid etmek, kendimize “resmen” örnek aldığımız, hayat tarzından, hedeflerine, beklentilerine, “prestij göstergelerine”, değer yargılarına, hatta umutlarına, hayallerine ve rüyalarına kadar birebir ama son derece kötü bir kopyası, daha doğru bir deyişle karikatürü haline geldiğimiz kavmi/medeniyeti onaylar mı?Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın, celle celâluhu, “birbirlerinin evliyâsı/en yakını” kıldığı ve herşeyden önce, ister hanımlarımız, ister kızlarımız olsunlar, “din kardeşlerimiz” hükmünde olan bilumum mü’mine Müslüman hanımefendilere karşı sergilediğimiz tavırlara, onlara toplum hayatında verdiğimiz yere, biçtiğimiz değere hayran kalıp “yıldızlı aferin” verir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkuyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de ölesiye korkuyor ve utanıyorum!… ve gecenin sabaha dönen saatlerinde, kan-ter içinde oturmuş mubârek Kur’ân’ı okurken emektar rahlemin başında, mubârek Hucurât suresinin bütün imana ermiş olanlara seslenen mubârek 7. âyet-i kerimesinin ilk cümlesi, tokat gibi patlıyor ruhumda: BismillâhirrahmânirrahîmVe bilin ki, Allah'ın Rasûlü aranızdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarsılıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, ‘aleyhissalâtu vesselâm, aramızda! Bugün, şu anda ve her an burada!Mubârek âyet apaçık bildiriyor işte – geçmiş değil, geniş zaman kipinde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürperiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “Kutlu Doğum Haftası”nı da ciddî bir özeleştiri yapmaya hazır, apaçık, diri bir şuur ile samimi bir kararlılığa, selîm ve hassas bir kalbi katık ederek, kelimenin tam anlamıyla, “idrâk etmek” yerine, kendimizi ve çevremizi sığ ve sanal bir duygusallık selinde boğarak geçirecek olursak, gerçekten de vay halimize!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münib Engin Noyan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT:Mail yoluyla gelen bu yazıyı paylaşmak istedim.Kimbilir belki içinde yazılanların bir veya birkaçı kendimizde muhatap bulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-116048681930389876?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/116048681930389876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=116048681930389876' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116048681930389876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116048681930389876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/mnip-engin-noyandan-bir-yazi.html' title='MÜNİP ENGİN NOYAN&apos;DAN BİR YAZI'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-116025209770004098</id><published>2006-10-07T23:12:00.000+03:00</published><updated>2006-10-07T23:14:57.713+03:00</updated><title type='text'>AFFETMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ</title><content type='html'>BULUNDUĞUMUZ YAŞ, YER, zaman ve konum her ne olursa olsun, geriye dönüp baktığımızda "keşke" ya da "farklı olabilirdi" dediğimiz çok fazla mesele olduğunu görürüz. Bu konular, bizim dışımızdaki kişilerden ya da nedenlerden kaynakladığı gibi, kendi hatalarımızdan dolayı da yaşanmış olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi anlarda aklımız günlük yaşantıdan soyutlanır, duygularımız öfke, kin, pişmanlık üçgeninde gider gelir ve kalbimiz gem vurulamayan bir sıkıntı cenderesinin içinde kalır.&lt;br /&gt;Aklımız bir an için eskide yaşanmış ve bitmiş bu olayların artık birşey ifade etmemesi gerektiğini, hayatın farklı bir güzergâhta seyrettiğini söylerken; duygularımız aklımızla aynı fikirde değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda yüzlerce senaryo zihnimize hücum eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Keşke böyle demeseydim." "Keşke falan kişi şu tavır içinde olmasaydı, çünkü bunu haketmiyorum. Keşke filan olayda şu şekilde davransaydım, içinde bulunduğum konum farklı olurdu. Keşke, keşke, keşke...."&lt;br /&gt;Oysa elimizde olan ya da olmayan nedenlerden dolayı çok şeyler yaşanmış ya da fırsatlar kaçmış olabilir. Ve bunlar içinde bulunduğumuz şartlardan daha iyi bir yerde olmamıza engel olmuş da olabilir. Fakat geçmişte yaşanan, şu anda değiştirme imkânımızın olmadığı,müdahale etki ve yetkimizin bulunmadığı olay ve kişiler için serzenişte bulunmak neyi değiştirir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen zamanı ve fırsatları mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz ânı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa geleceğimizi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişi değiştiremeyiz, gelecek de bizim için meçhul, bilemeyiz. Ancak şu ânı en iyi şekilde yaşamak elimizde. Geçmişi düşünerek hayatımızda hep bitmemiş işlere takılıp kalıyoruz. Ve bu işler hayatı doğru algılamamıza engel oluyor, zihnimizin ve duygularımızın özgür olmasına set çekiyor ve ânı yakalamamızı zorlaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette geçmişe bakıp yapılan hatalardan ders almak çok önemli. Özellikle Allah ile kul arasındaki ilişkiyi negatif yönde etkileyecek, hata olarak yaşadıklarımız değil kastettiklerim.&lt;br /&gt;Bu tür yaşananlar için, aklımıza geldiğinde yüzümüzün kızardığı herşey için, telafi imkanı olanı telafi etmek, telafisi olamayan için ise dua edip af dilemek ve "Duanız olmasa ne kıymetiniz olurdu?" ikazını zihnimizde hep diri tutmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, dünyalık kaygı, endişe, öfke ve pişmanlıklar için geçmişte yaşadıklarımızı ve bunları yaşatanları yürekten affetmediğimiz ölçüde hayatımızda hep birşeyler yarım kalacak. Yaşamı doğru algılamamıza engel olacak. En önemlisi şu anda geçmişin muhasebesini yaparken, öfkelerimizi, pişmanlıklarımızı yenilerken, içinde bulunduğumuz ân gereği şekilde değerlendirilemeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeye ama herşeye rağmen affedebilmenin verdiği hazzın, içte yaşanan huzurun yerininin doldurulmayacağına tüm kalbimle inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım kalmış işi olan var mıydı acaba?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-116025209770004098?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/116025209770004098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=116025209770004098' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116025209770004098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116025209770004098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/affetmenin-dayanilmaz-hafiflii.html' title='AFFETMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-116011701764322358</id><published>2006-10-06T08:42:00.000+03:00</published><updated>2006-10-06T09:43:37.726+03:00</updated><title type='text'>DÜŞÜNCELER KELİMELERE DÖKÜLÜNCE...</title><content type='html'>Tom Abercrombie.(1930-2006)Coğrafyayla geçen bir ömür...&lt;br /&gt;                     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                    Şeklinde bir haber yer alıyordu  Natıonal Geographıc'ın Ağustos 2006  sayısında.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                   Dergide uzun yıllar çalışmış,dünya üzerinde tüm kıtalara gitmiş,dört dil öğrenmiş,dergide yayınlanan 43 makalesi bulunan,İslamı seçmesine rağmen bunu çok fazla gündeme getirmeyip kendi halinde yaşayan,1994 'te emekliye ayrılmasının ardından yakın dönemde 75 yaşında yaşamını yitiren Thomas J. Abercrombie 'nin yaşamından kesitler sunuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                 Merak eden arkadaşlar olursa, ilgili sayıdan detaylı bilgi edinebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Benim bu haberde dikkatimi çeken kendisiyle yapılan bir şöyleşide yer alan ,aşağıdaki cümleler olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                  &lt;b&gt;Sahada olduğumuz günlerden beri o dünya çok değişti;her zaman da iyiye gitmedi.&lt;br /&gt;Fotoğraflarda yakaladığımız tebessümlerin çoğu artık yok,turizmle yapay bir biçimde aydınlanmış,savaşla yaralanmış ya da devrimlerle darbe almışlar.Çok dinli Lübnan,mezhep kavgalarıyla parçalanmış,zengin prenslerden oluşan iktidarın daha fanatik vatandaşlarla fikir ayrılığı yaşadığı Suudi Arabistan hiç olmadığı kadar kısıtlayıcı;Kamboçya on yıllardır bitmeyen kabusa son verme çabasında;Afganistan yabancı istilacı güçler ve ortaçağ zihniyetine sahip köktendinci insanları nedeniyle eriyip gidiyor;İran Batı'ya meydan okuyor;Irak'ta ise taş üstünde taş kalmadı.Yani,bir anlamda,çalışmalarım coğrafya kadar,tarihi de kadediyor.Sık sık dendiği gibi:Geçmiş,başka bir ülke."&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               Söylediklerinde gerçek payının çok fazla olduğunu düşünüyorum.O, 75 yılın deneyimiyle  gözlemlediği hayatını anlatıyor ,ben kendisinin neredeyse yarı yaşındaki deneyimlerimi film şeriti gibi gözümün önünden geçiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bu düşünceler kelimelere dökülüyor...Ve...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              Coğrafyalar,sınırlar değişiyor,çünkü insanlar değişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              Her birimizin ,bir önceki zamana ait düşüncelerimiz,hayata bakışımız,kendimize çizdiğimiz  sınırlar  değişebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                  Bu inanç boyutunda olduğu gibi,toplumsal hayat içindeki yerimizde,dünyayı algılayışımızda,zevklerimizde,hobilerimizde de söz konusu aslında.Hatta bazen "asla" dediğimiz şeyler,zamanla  bizim için "sıradan yapılan fiiller" haline gelebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                    Aslında beni korkutan değişim değil,bunun çoğu zaman yapay oluşu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                    Bu değişimin,kişinin bazen kendi iradesi dışında,daha çok çevrenin,yaşanan gündemin etkisiyle olması endişe verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                  Bazen hayatın iplerinin elinizde olduğunu sanıyorsunuz,oysa ipler çoktan sizin elinizden çıkmış ve siz hayatın içinde oynayan figüran haline gelmişsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                   Daha önce değer verdiğiniz şeyler,önem arzeden konular,ikinci plana atılabiliyor.Gündeminizi "tali "konular öylesine  işgal ediyor ki,"asıl" diye nitelendirdiğiniz meselelerden fersah fersah uzaklaştığınızı hissediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                    Karşılaştığınız eski bir dost,daha önce okuduğunuz  bir kitap,hatıranızda canlanan kare kare anılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                    Bunlardan bir ya da bir kaçı,size unuttuğunuz ya da unutturulan değerleri hatırlatabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                    İçinizde, yüreğinizin bir köşesinin "cız "sesini duyuyor,sanki kaçırılan bir treni yakalama telaşı kaplıyor içinizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                     Belki kaçan treni yaklamak imkansız,ama yeni tren için rezervasyonunuza ,hiç bir engel sözkonusu değil diye düşünüyorsunuz sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                      Geçen zaman için pişmanlık yerine,içinde bulunduğunuz "an"ın kıymetini bilmek gerektiğini anlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                          Ve yeni güne ,farklı bir sevinç,heyecan,ümit ve enerji ile başlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                         Gününüz aydın olsun ,en önemlisi  sağlıklı  ,huzurlu ve sizi gerçek anlamda mutlu kılsın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-116011701764322358?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/116011701764322358/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=116011701764322358' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116011701764322358'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/116011701764322358'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/dnceler-kelimelere-dklnce.html' title='DÜŞÜNCELER KELİMELERE DÖKÜLÜNCE...'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-115985849668090985</id><published>2006-10-03T09:17:00.000+03:00</published><updated>2006-10-07T23:18:32.066+03:00</updated><title type='text'>BAŞKALARININ HAYATI</title><content type='html'>"En kötü babalar kimlerdir bilir misiniz?&lt;br /&gt;Gençliklerinde yaptıklarını unutanlar"(Diderot)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben senin yaşındayken.."diye başlar ebeveynlerle evlatları birbirinden uzaklaştıran konuşmalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar anne babalarının hatalarını ve zaaflarını farkında olmadan kendiliğinden benimserken,anne babanın kendi meziyetleri üzerindeki nutukları ve öğütleri aynı kolaylıkla yerine ulaşmaz.Zira ulaşması gereken hedef manasındaki şahsiyetler uzaklaştıkça ışık saçarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumun bir İhsan Amcası vardı.Gençliği yokluklar içinde geçmiş,çalışıp,didinmiş,bir yerlere gelmişti.Onun hayatı ancak romanlarda rastlanacak türden fevkaladeliklerin biraraya geldiği bir hayat olduğu halde kendi hayatından hiç sözetmezdi.Daha doğrusu sonradan öğreneceğim bir taktikle kendi hayatını bir başkasının hayatıymışçasına anlatırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden böyle yapardı?Bir gün dedeme,İhsan amca'nın çok sevdiği askerlik arkadaşını anlattım.Anlatmak da değil,dedemden hesap sordum.Neden türlü hikayelerini dinlediğim Necati Çavuş,İhsan amcanın arkadaşıydı da,dedemin böyle bir arkadaşı yoktu.Dedem sordu."Kimmiş bu Necati Çavuş,sen hangi hikayesini biliyorsun?"İhsan amcadan dinlediğim herşeyi anlattım.Savaş yıllarında gevenleri kazıp,hayvanlarını beslediğini,yokluğun ne olduğunu bildiği için ekmeğin bir kırıntısını bile ziyan etmediğini.Ama ille de küçük kız kardeşinin bir gece açlıktan uyuyamadığı için,farelerin gezindiği unu,un olarak yemeğe kalkmasını hiç unutmadığını,Cuma günleri,açlıktan ölen kardeşi için fakirlere bedava ekmek dağıttığını..."Ben daha anlatacaktım kiidedemin bu hikayeleri gayet iyi bildiğini farkediverdim."Rahmetli güzel bir kız olacaktı." "Hangi kız?" "İhsanı'ın kardeşi..."deyiverdi dedem.Çocukluk işte,Bütün o anlatılanların kendi hikayesi olduğunu öğrenince uzun bir süre İhsan amca ya küstüm.Niye benimle dalga geçek gibi kendi hayatını bir başkasının hayatıymış gibi anlatmıştı.Üstelik sadece bana değil,iki torununa da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar sonra,bir üniversiteöğrencisi olarak,ziyaretine gittim.Hasta yatağında bitkin bir şekilde yatıyordu."Senin için değildi" dedi."Torunlarım için.Ben senin için zaten uzakta sayılırım.Ama torunlarıma kendi tecrübelerimi,kendim olaraka anlatsam etkili olmazdı.Tecrübe istifade edilmek içindir.Benim tecrübelerim torunlarım için bir yük değil,bir ışık olsun istedim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklamalardan sonra uzun uzun düşündüm.Anlattıklarının kendi hayatı olduğunu bilmeden önce beni bu kadar derinden etkileleyen neydi diye?Öylesine anlatıyordu.Bir başkasının hayatını farkedilir kılmaya çalışıyordu.Ve adeta bir vefa borcunu yerine getirir gibi,bu farkettiklerini belli etmeden bizim üzerimize işlemeye çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben senin yaştayken..." diye başlayan cümleler ne kadar otorite bir havada,"sen de benim gibi olmalısın" hükmünü uygulamaya yönelikse İhsan Amca'nın tavrı o kadar demokratı."İstedim ki benim tecrübelerim size yük olmadan ulaşsın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaktakini cazip kılan işte bu yükten kurtarılmış tecrübe değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın en büyük meziyetihatırlamak olduğu kadar unutmak aynı zamanda.Doğumdan ölüme kadar bazı şeyleri hatırda tutuyor,bazı şeyleri unutuyoruz.Hatırlayışın bize yük gibi geldiği durumları unutarak direnç gösteriyor hafızamız.Bu direnç her insanın mizacına meşrebine göre farklı farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi hatalarını başucunda tutuyor,kimisi başarılarını.Kendimiz için kendiliğinden muhafaza edilen" dün",bir başkasına aktarılmaya kalkıldığında canlılığını yitirip ağır bir" hayat tortusu" oluveriyor kolayca.Neden?Bizim hayatımızın tek kişilik kumaşından başkalarına elbiseler hazırlamaya kalkmamızdan çoğu zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rivayete göre,3.Selim çağında Galata kadısı Şeytan Emin Efendi," Bir kişi ömrünün on yılını başkalarına satabilir"diye fetva vermiştir.Fetvadaki ömürden kastedilen ihtimal ki,kişinin kendi bedensel gücünü satması.Bir an için bedensel gücümüzü değil de karşımızdaki insana,en sevdiğimize yaşadığımız sevinçleri ve üzüntüleri yani hayatımızın on yılını aktarmanın mümkün olabileceğini farzedelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiklerimizin yaşanmamış on yılı ile kendi yaşadığımız onyılı değiş tokuş etmek olmaz mı?Çoğu zaman gençlere öğüt verirken,"ben hen senin için ,hem kendim için yaşadım bütün bu hataları" demeye getiririz.Oysa yürünmüş yolun güvencesine sığınmak istemez gençler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizden bekledikleri hata yapmamayı öğrenmek değil,aşk ve vecd ile tövbe'yi öğrenmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tövbe etmesini bilenlerin hatalarının bile bir değeri vardır çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not:Yukarıdaki yazı ,Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'nun İz Yayınlarından çıkan "Sözün ve Sükutun Renkleri" isimli kitabından alıntıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-115985849668090985?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/115985849668090985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=115985849668090985' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115985849668090985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115985849668090985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/10/bakalarinin-hayati.html' title='BAŞKALARININ HAYATI'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-115918261771293917</id><published>2006-09-25T13:17:00.000+03:00</published><updated>2006-09-25T14:11:56.656+03:00</updated><title type='text'>AŞK'IN   GÖZÜ    KÖRDÜR</title><content type='html'>Dünya yaratılmadan,insanlar dünyaya ayak basmadan önce ,iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez bir halde dolaşıyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün toplanmışlar,her zamankinden daha çok canları sıkkın oturuyorlarken;SAFLIK,ortaya bir fikir atmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neden saklambaç oynamıyoruz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bu fikri beğenmişler,Hemen çılgın ÇILGINLIK bağırmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben ebe olmak istiyorum,ben ebe olmak istiyorum!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka hiç kimse, çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için ÇILGINLIK ebe olmuş,bir ağaca yaslanmış ve başlamış saymaya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1,2,3....."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇILGINLIK saydıkça iyi huylar ve kötü huylar saklanacak yer aramışlar kendilerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞEFKAT,Ay'ın boynuzuna asılmış.İHANET çöp yığının içine girmiş.SEVGİ bulutların arasına kıvrılmış.YALAN bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş.Çünkü gölün dibine saklanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUTKU,dünyanın merkezine gitmiş.PARA HIRSI,bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...ve ÇILGINLIK saymaya devam etmiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"79,80,81....."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AŞKIN dışında iyi ve kötü huyların çoğu o ana kadar zaten saklanmışlar.AŞK kararsız olduğu gibi,nereye saklanacağını da bilmiyormuş.Bu bizi şaşırtmamalı,çünkü hepimiz AŞKI saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... ve ÇILGINLIK"95,96,97 "ye gelip "100" dediğinde, AŞK sıçrayıp,güllerin arasına girmiş ve saklanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇILGINLIK bağırmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Önüm ,arkam,sağım,solum sobe,geliyorum"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasını döndüğünde ilk önce TEMBELLİĞİ görmüş.O,oturuyormuş.Çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ,ŞEFKAT'i Ay'ın boynuzunda görmüş,İHANETİ çöplerin altında,SEVGİ'yi bulutların arasında,YALAN'ı gölün dibinde,TUTKU'yu dünyanın merkezinde bulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece birisi hariç,hepsini teker teker bulmuş.ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış.En son saklı kişiyi bulamamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken HASET,AŞK bulunamadığı için haset duyarak, ÇILGINLIĞIN kulağına fısıldamış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"AŞK'ı bulamıyorsun,çünkü o ,güllerin arasında saklanıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇILGINLIK,çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış.Ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haykırıştan sonra AŞK ellerini yüzüne kapayarak ortaya çıkmış.Sicim gibi kan akıyormuş gözlerinden.ÇILGINLIK, AŞK'ı bulmak için heyecandan sopayı AŞK'IN gözlerine batırarak kör etmiş.ÇILGINLIK:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne yaptım ben,ne yaptım ben!" Diye bağırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Seni kör ettim,bunu nasıl telafi edebilirim?" Diye sorunca,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AŞK:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gözlerimi geri veremezsin.Ama benim için birşey yapmak istersen ,klavuzum olabilirsin" demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günden beri AŞK'ın gözü kördür ve o gündür,bu gündür ÇILGINLIK ,onun klavuzudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT:Alıntıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-115918261771293917?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/115918261771293917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=115918261771293917' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115918261771293917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115918261771293917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/09/akin-gz-krdr.html' title='AŞK&apos;IN   GÖZÜ    KÖRDÜR'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-115912417923271691</id><published>2006-09-24T21:50:00.000+03:00</published><updated>2006-09-24T21:56:19.236+03:00</updated><title type='text'>BU DA GEÇER YA HU!</title><content type='html'>Mailime gelen bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.Kaynağının doğru ya da yanlışlığı tartışılır,ama benim çok hoşuma gittiği için alıntılıyorum.&lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;         Bu da geçer ya hu! *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler.&lt;br /&gt;      Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir'in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Derviş, Şakir'in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir'e teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret." der. Şakir ise şöyle cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Derviş, Şakir'in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir'i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir'den söz eder. "Haa o Şakir mi?" der köylüler, "O iyice fakirledi, şimdi Haddad'ın yanında çalışıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Derviş hemen Haddad'ın çiftliğine gider, Şakir'i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad'ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad'ın hizmetkârıdır. Şakir, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken Şakir'e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir'den şu cevabı alır: "Üzülme... Unutma, bu da geçer..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir'e bırakmıştır. Şakir, Haddad'ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: "Bu da geçer..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bir zaman sonra Derviş yine Şakir'i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir'in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer." Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Ertesi yıl Şakir'in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir'den geriye bir iz dahi kalmamıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın... Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş'i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: "Bu da geçer" yazmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       *Bu da geçer Ya Hû* 'Bu da geçer Ya Hû' sözünün aslı bundan bin küsur sene önceye, Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar, fena bir işe uğradıkları zaman 'Bu da geçer' mânâsına gelen 'k'afto ta perasi' demektedirler. İbare, Selçuklular zamanında İran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp 'in niz beguzered' olur; Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip 'bu da geçer' yapılır. Derken, tekkelerde ve dergâhlarda da benimsenir ve sonuna 'Ya Allah' mânâsına gelen bir 'Ya Hû' ilave edilip 'Bu da geçer Ya Hû' haline gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-115912417923271691?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/115912417923271691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=115912417923271691' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115912417923271691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115912417923271691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/09/bu-da-geer-ya-hu.html' title='BU DA GEÇER YA HU!'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-115904370445489491</id><published>2006-09-23T23:08:00.000+03:00</published><updated>2006-09-23T23:35:04.456+03:00</updated><title type='text'>ÇOCUĞUNUZUN MAMA SAATİ !!!</title><content type='html'>Her anne-baba için ,çocuklarının beslenmesi büyük bir sorun teşkil eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında çoğu zaman ,bunu sorun haline getirenin çocuk değil,kabul etmesek dahi biz büyükler olduğu gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların beslenmelerinde kullanılabilecek iki seçenek vardır.(En azından kendi iki tecrübem bunu gösterdi)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce,birazdan başınıza gelecekleri bilmenize rağmen,yüzünüzde sahte bir tebessüm oluşturun.&lt;br /&gt;Çocuğunuza mama yedirme pozisyonu aldırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturarak yediriyorsanız,mama sandalyesinden faydalanabilirsiniz.Böylece, hem yemek esnasında kaçmasını önlemiş olursunuz,hem de sadece ellerini kontrol edersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatarak yediriyorsanız,işiniz daha zor olacaktır.Çünkü ellerinin yanında ,ayaklarını da kontrol etmek zorundasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonun olduğu odada yemek yediriyorsanız,el beceriniz ne kadar iyi ise,işiniz o ölçüde kolaylaşacaktır.Kanal kanal dolaşırken buna ihtiyacınız olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir elinizle mamayı kaşığa koyup,ağzına doğru ilerletirken,diğer elinizle bir reklam bulup,hemen kumandayı yere bırakın.Çünkü çocuğunuz yerde yatıyorsa bir yandan ellerini tutmalısınız.Bu arada çocuğunuzun ayakları,kendi dizlerinizin arasında olursa kontrol daha kolay olur.&lt;br /&gt;Bu işlemi,bir kaç kaşık mama yedirinceye kadar tekrarlayabilirsiniz.Ne yazık ki reklamlar bitiii!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra geldi ,kendi bilgi ve hünerinizi göstermeye.Önce bildiğiniz bütün çocuk şarkılarını ve gündemdeki hit olan parçaları sırasıyla söyleyin.Elbette bunları seslendiriken kaş,göz , mimikleriniz ve baş hareketinizle bunu desteklemelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzun ilgisini diğerlerinden daha çok çeken parçaları ,onun mamasını yemesinden anlayabilirsiniz.Bunları tespit edip,sesinizin kısılması pahasına tekrar etmeniz faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Repertuvarınızdaki parçaları en az beşer kez söylediniz,fakat hala maması bitmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda elinize,çocuğunuzun sevdiği bir oyuncak alın.Bildiğiniz bütün hayvan taklitlerini,araba,uçak,motor seslerini oyuncağa yaptırırken,bir yandan da mamasını ağzına tıkıştırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eveeet.Savaşı kazanmış kumandan edasıyla kalkabilirsiniz.Zafer sizin artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terinizi silip,elinizi yüzünüzü yıkayıp,mama dökülen kıyafetinizi değiştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayııır......Pardon.Bunun için acele etmeyin.Çünkü eğer mamasını bitirtmek için ,fazladan birkaç kaşık verdiyseniz....Sevinciniz kursağınızda kalacaktır.Bütün bu, mama yedirme seremonisini,birazdan tekrarlamak zorunda kalabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mama yedirmede ikinci yöntem;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın çocuğunuz acıktığı ve kendisi istedi zaman yesin.Ayrıca mamasını sizin istediğiniz miktarda değil,kendi yiyebileceği ölçüde yeme mutluluğunu ona yaşatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mama saati"ne sizin ,ne de çocuğunuz için "işkence saati"ne dönüşmesin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-115904370445489491?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/115904370445489491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=115904370445489491' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115904370445489491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115904370445489491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/09/ocuunuzun-mama-saati_23.html' title='ÇOCUĞUNUZUN MAMA SAATİ !!!'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34799501.post-115884634857941509</id><published>2006-09-21T16:44:00.000+03:00</published><updated>2006-09-23T00:16:06.823+03:00</updated><title type='text'>ÇINARALTI</title><content type='html'>&lt;a href="http://webs.wichita.edu/turkish/cay-simit.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://webs.wichita.edu/turkish/cay-simit.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mekanları güzelleştirenler, içerisinde bulunan insanlardır.. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34799501-115884634857941509?l=cerenin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cerenin.blogspot.com/feeds/115884634857941509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34799501&amp;postID=115884634857941509' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115884634857941509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34799501/posts/default/115884634857941509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cerenin.blogspot.com/2006/09/inaralti.html' title='ÇINARALTI'/><author><name>cerence</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07522429633964652644</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://foto.tnn.net/tnnminisite/pics/papatya1.jpg'/></author><thr:total>27</thr:total></entry></feed>
